BOĞAZKÖY’DEN KARATEPE’YE
4000 yıl
önce Anadolu’da, bugünün Almanca’sıyla, İngilizce’siyle akraba bir dil
konuşulduğunu biliyor muydunuz?
Günümüzden iki yüzyıl önce insanlık, ilkçağın en önemli devletlerinden Büyük
Hitit İmparatorluğu’nun varlığından bile haberdar değildi. Kutsal Kitap’ta
geçen belirsiz bir kavim adı, antik metinlerde kalmış bir iki iz, okunamamış
bir iki taş yazıttan ibaretti bilinen tüm Hitit varlığı. Oysa bugün
Hititler’in, ilkçağda Ortadoğu tarihini belirlemiş en büyük siyasi güçlerden
ve en önemli uygarlıklardan biri olduğunu, Hitit tanrıları ve krallarının
Orta Anadolu’dan Suriye’ye uzanan çok geniş bir bölgede bin yıla yakın
egemenlik sürdüğünü, kanıtları, belgeleri ve görkemli arkeolojik
buluntularıyla biliyoruz. Bu bilgileri de bugün Hititbilim adını verdiğimiz
genç bir bilim dalına ve 19. yüzyıl ortalarından günümüze, eski Hitit
yerleşimlerini iğneyle kuyu kazarcasına kazan, yazıtlarla yazılarla boğuşan,
keramikleri, tabletleri, kaya kabartmalarını kılı kırk yararak inceleyen bir
dizi bilim adamına borçluyuz.
Genç
bir bilim dalı: Hititoloji ya da Hititbilim...
Binyıllar boyunca varlığı unutulan Hitit dünyasının keşfi, yaklaşık iki
yüzyıl önce, kimi maceracıların, seyyahların, gizemli Doğu’ya yaptığı keşif
yolculuklarıyla başladı ve bilim adamlarının bir bir ortaya çıkardığı
kentler, yazıtlar, sanat yapıtlarıyla devam etti. Asıl gelişmesini 20.
yüzyılda gösteren, bugün Hititoloji ya da Hititbilim adıyla andığımız genç
bir bilim dalı, kimi zaman rastlantıların ve talihin yardımıyla, kimi zaman
heyecanlı bir dedektiflik öyküsünü andıran araştırmalarla, ilk çağın en
önemli uygarlıklarından birini adım adım ortaya çıkarttı. Hitit yerleşmeleri
kazıldı; sarayların, tapınakların kalıntıları gün ışığına çıkartıldı,
yazıtlar, belgeler incelendi. Hititler’in günümüz Almanca’sıyla,
İngilizce’siyle akraba bir Hint-Avrupa dili konuştukları anlaşıldı;
metinleri, tabletleri okundu. Hitit sözcüğü çevresindeki sırlar bir bir
çözüldü.
29
Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti kuruldu ve Osmanlı İmparatorluğu tarih
sahnesinden çekildi. Yeni cumhuriyet, yeni bir dil ve tarih arayışıyla
kurulmuştu. Amaçlar arasında Osmanlıca’ya karşı Türkçe’yi yüceltme ve
geliştirme, o güne dek Osmanlı tarihinden öncesiyle pek ilgilenmemiş bir
tarih anlayışının yerine, Türk kavimlerinin ve Anadolu’nun tarihine önem
veren bir tarih anlayışı yerleştirme kaygısı öne çıkıyordu. Bu nedenle
Anadolu’da o güne dek pek bilinmeyen bir uygarlığın gün ışığına çıkarılması,
genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticilerini heyecanlandırıyor, Hititler’i,
Sümerler’i, Etrüskler’i ve başka bazı kavimleri, Türkler’in çok eski ataları
gibi görme eğilimi yaygınlık kazanıyordu. O yıllarda Hititler için
kullanılan “Etiler” adı gazetelerde, yayınlarda sık görülen bir ad oldu ve
çeşitli biçimlerde toplumun belleğine yerleşti. Bunun yanısıra cumhuriyetle
birlikte yetişen Türk arkeologları, Anadolu’daki Hitit yerleşmelerinde
yabancı araştırmacıların başlattığı kazı çalışmalarını yavaş yavaş
devraldılar ve birbirini izleyen Hititbilimci kuşakları yetişti.
Hitit başkentinde bir semt daha
ortaya çıkarıldı
Çorum'un Boğazkale ilçesi Boğazköy (Hattuşa) örenyerinde yapılan kazı
çalışmalarında Hititler'in başkentinde bir semt daha tespit edildi.
Hattuşa'da
Alman Arkeoloji Enstitüsü adına 10 kişilik bir ekiple kazı çalışmalarını
yürüten arkeolog Dr. Jürgen Seeher, yeni kazı projelerini açıklarken, Yukarı
Şehir'deki tespit edilen alanda yapılacak kazıların 10-15 yıl sürebilecek
uzun vadeli bir çalışma olduğunu söyledi.
Dr. Seeher, Yukarı Şehir'de bu yıla kadar yaptıkları kazılarda üçü 75 metre
uzunluk, 15 metre genişlik ve 8 metre derinliğe sahip, biri de 15 metre
çapında yuvarhavuzlar bulduklarını, bu büyük havuzların Hititler döneminde
şehrin su ihtiyacını sağlayan depolar olduğunu söyledi.
Bu bölgede ayrıca toprağa özel olarak gömülmüş, dini törenlerde
kullanıldığını tahmin ettikleri çok sayıda kırık vazo, çanak ve
çömlekparçaları bulduklarını anlatan Dr. Seeher, bu parçaların toplamının 1
ton kadar ağırlığa sahip olduğunu belirtti. Hititler'in törenlerde
kullandıkları bu malzemeleri kutsal saydıkları için çöpe atmadıklarını, özel
bir yere gömdüklerini kaydeden Dr. Jürgen Seeher, kazılarda bu özel yerin
bulunarak vazo, çanak, çömlek parçalarının çıkarıldığını, ekiplerin bu
malzemelerin birleştirilmesiyle ilgili çalışmalara başladığını söyledi.
Dr. Seeher, bu yıl kazı döneminin Eylül ayı sonuna kadar devam edeceğini, 10
kişilik deneyimli kazı ekibinin bu kazı sezonundaki arazi çalışmalarını
tamamladığını da sözlerine ekledi.
|